4 Eylül 2020 Cuma

Amerika’dan Türkiye’ye antropoloji, ırk ve ırkçılık

 Kurgusal bir kategori olan “ırk” tarihte fiziksel antropoloji gibi bilim dalları
tarafından desteklenip yasal olarak anlam kazandığı zaman bir ideoloji olarak
gelişmiş ve biyolojik bir hiyerarşi olarak, üstün olan ırksal grupların aşağı olanları
hem ekonomik hem de sosyal olarak sömürebilmesinin kapısını sonuna kadar
açmıştır. İnsanlar biyolojik olarak ayrı kıtasal ya da bölgesel genetik gruplara
sınıflandırılamaz, tek bir türdür. İnsanlığın bir ayıbı olarak ırk ve ırkçılık vardır, ancak
antropolojik ve biyolojik olarak yoktur.

"Insanlar kendi tarihlerini kendileri yapar, ancak bunu serbestçe, kendi belirledikleri koşullar altında değil, ama daha önce var olan, verili ve geçmişten aktarılan koşullar altında yaparlar. Geçmiş nesillerin gelenekleri yaşayanların beyninde bir kâbus gibi oturmaktadır.” (Karl Marx, 1892)

Günümüzde halen küresel bir ırksal hiyerarşinin varlığından söz etmek mümkün. Bu küresel ırksal hiyerarşinin en tepesinde uzunca bir süredir politik ve ekonomik olarak küresel pazara da egemen olan beyazlar yer almaktadır. Küresel beyaz egemenliği, önce Avrupa’da ardından Amerika Birleşik Devletleri’nde güçlenmiş, ardından Dünya’nın birçok bölgesinde beyaz olmak diğer ırklara göre entelektüel, sanatsal ve teknolojik olarak bir üstünlük imtiyazına dönüşmüş ve çoğunlukla beyazlar bu imtiyazı korumak için diğerlerine sistematik ırkçılığı ve sömürüyü sürdürmüştür. Irkçılık insanlık tarihinde çok eski olmayan, özellikle sömürgecilik (kolonyalizm) ile başlayıp kapitalizm ile daha da güçlenmiş ve zaman zaman ekonomik sistemleri de aşan küresel bir fenomen. Irksal gruplandırma, birer sosyal kategori olarak küresel ölçekte üstün ve aşağı ırklar hiyerarşisine atıf yapar. Irkçılığın en bariz ve kaba olanı deri rengi ve anatomik-fenotipik yapıya dair olanıdır; Amerika’da uzun yıllardır siyahlara uygulanan ırkçılık gibi. Irkçılığın diğer bir versiyonu ise etnik kimliğe dayalı sosyal ve kültürel ayrımcılık ve inkârdır; çoğunlukla ulus devlet yapılanmalarında uygulanan ırkçılık gibi. Irkçılık ile aynı kökenden beslenen diğer bir nefret tutumu ise cinsiyet ırkçılığı; özellikle erkeklerin kadınlara ya da trans bireylere karşı uyguladığı erkek-egemen cinsiyet ayrımcılığı gibi.

Irkçılığın versiyonları çoğaltılabilir. Bu yazıda Amerika’dan Türkiye’ye ırk ve ırkçılığın tarihsel ve antropolojik temellerine sınırlı da olsa değinmeye çalışacağım. Başlığın iddialı olduğunu kabul ediyorum, ayrıca “ırkçılık” patolojisinin kapsamını da belirlemek zor, ancak bu yazının da böyle bir iddiası yok. Kaldı ki kısa bir makalede ve özellikle böyle çerçeveli bir konuda detayları ile bir yazı oluşturmak benim için hayli güç şu sıralar. Bu nedenle sadece Amerika ve Türkiye antropoloji tarihinde bazı kesitleri dikkate alarak -özellikle ırk çalışmaları- bir yeniden- okuma yapmayı hedefliyorum. Antropoloji tarihçisi Stocking “tarihi seyri içinde antropoloji bilimi sadece sömürgeciliğe ve kolonyalizme değil, aynı zamanda ulusalcılığa da hizmet etmiştir” der. Buradan hareketle yazıya başlamak istiyorum, eksiklikleri anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyorum.

George Washington ve Thomas Jefferson gibi liderlerin özellikle İngilizlere karşı kendi ulusal bağımsızlıklarını kazanıp özerk bir Amerika yaratmak için giriştikleri Amerikan Devrimi, kendilerinin İngiliz ekonomik ve politik köleliğinden kurtulmak için siyah köleliğini bitirmeleri gerektiğine inanmaları ile sonuçlanmıştır. Ancak güney eyaletlerinde siyah köleliği tarım ekonomisinin sürebilmesi için hayati bir meseleydi. Plantasyon sahipleri Kuzey’in bu girişimine şiddetle karşı çıktılar. Buna rağmen Amerikan Kongresi 1808 yılında yeni kölelerin ithal edilmesini yasaklamıştır. Kongre’nin bu kararının bir hükmü olmamış, 1860 yılında kadar köle sayısı yeni ithal edilenler ile üç katına çıkmış, bunların önemli bir çoğunluğu da güney eyaletlerinde pamuk tarlalarına gönderilmiştir. Nihayetinde güney ve kuzey eyaletleri arasında Başkan Abraham Lincoln’un kölelik karşıtı duruşu ile Amerikan İç Savaşı’nın başlamasına neden olan bu durum kuzeylilerin savaşı kazanması ve köleliğin anayasal olarak bitirilmesi ile sonuçlanmıştır. Savaşın hemen ardından tarım ekonomisi zayıflamış ve köleliğin bitirilmesi tekrar tartışılan bir konu haline gelmiştir ve ekonomik-ideolojik kölelik bir biçimde sürmüştür. Amerikan İç Savaşı’nda önemli ırkçı katliamlara imza atmış güney komutanlarından Robert E. Lee’nin ismi halen Virginia, Texas, Florida, Louisiana ve Alabama gibi eyaletlerdeki okullarda yaşamaktadır. Böyle bir ismin okullar üzerinden onore edilerek yaşatılıyor olması Amerika’da ideolojik olarak ırkçılığın ve sömürgeciliğin halen güncel bir sorun olduğunu gösterir.



















ABD’de köleciliğin kısa öyküsü 

Amerika’da Floyd gibi yüzlerce siyahın polis tarafından keyfi öldürülebilmesinin arkasında yatan tarihi karanlık bir güç var. Bu güç, Kolomb’un Amerika kıtasını keşfinden Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulumuna mevcut olan ırkçı ve sömürgeci baskı politikaları ve pratikleridir. Yaklaşık olarak 1500’lerde keşfedilen Kuzey Amerika’da kölelik ilk olarak bir grup Angolalının Portekizliler tarafından kaçırılıp Amerika’nın Virginia eyaletinde 1619 yılında köle olarak İngilizlere satılması ile başlar. O günden günümüze Nat Turner’s Revolt, Underground Railroad, Niagara Movements, The Harlem Renaissance, Montgomery Bus Boycott, Selma to Montogmery March ve son olarak Black Lives Matter gibi önemli siyah hareketleri, beyazların sömürgeciliğinin ve ırkçılığının boyutlarını gösteren önemli direnişlerdir.


Amerikan antropolojisinin kuruluşunda ırkçılık
2. Dünya Savaşı öncesi ortaya çıkan birçok ulus-devletin kurulmasındabir araç olarak (toplumsal mühendislik aracı) kullanılan antropoloji bilimi (özellikle fiziksel/biyolojik antropoloji) aynı zamanda bu ülkelerde kültürel ve ekonomik eşitsizliğe dayalı birçok problemin de altyapısını oluşturmuştur. Amerikan Fiziksel Antropoloji Derneği biyolojik antropolojinin tarihi seyri içinde ürettiği “ırk” çalışmaları ile bu sömürgeci ve ırkçı sistemin oluşmasına katkı koyduğunu itiraf eder. Özellikle Amerikan fiziksel  antropolojisinin kurucu liderleri, ürettikleri ırkçı çalışmaları Siyahlara, Kızılderililere ve diğer farklı renkteki ezilenlere karşı Beyazların ırksal üstünlüğünün meşrulaştırılması yönünde kullanılmasını sağlamışlardır.