Malapa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Malapa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2013 Cuma

Australopithecus sediba hakkında bildiklerimiz çoğalıyor!


Bu yazı Bilim ve Gelecek dergisinin 2013 Mayıs sayısında yayınlanmıştır, okuma fırsatı elde edememişler için blog safyasına ekliyorum.

Güney Afrika’daki Malapa lokalitesi insan atası fosilleri bakımından Afrika’nın en zengin lokalitelerinden biri. Bu lokalitenin bütün dünyada ünlü olması sağlayan ise Lee Berger ve ekibinin 2008 yılının Ağustos ayında keşfettikleri ve 2010 yılında Sicence dergisinde yayınlayarak duyurdukları Australopithecus sediba insan atası. 2011 yılında ise araştırmacılar aynı türe dair yeni keşifleri yine Science dergisinde yayınlamışlardı. Bilim ve Gelecek dergisinin 92. sayısında bu keşifin insan evrimi bakımından önemini yazmıştım. Bu fosil insan hakkında tekrar bir yazı yazmamın nedeni ise Science dergisinin geçen ay (12 Nisan 2013) 340. sayısını  Au. sediba’ya ait yeni keşifleri ve analizleri duyuran yayınlara adamış olması.  Au. sediba araştırmacı Lee Berger ve ekibi tarafından ilk duyurulduğunda paleoantropoloji çevresi tarafından şüphe ile karşılanmıştı çünkü Berger Au. sediba’nın Autralopithecus cinsinden Homo cinsine evrimsel değişimde temel bir rol oyandığını iddia etmişti. Australopithecus ve Homo cinsi arasında anatomik özelliklere sahip olan bu Güney Afrikalı türün insanın soyağacındaki evrimsel yeri yeni keşifler ile daha da sağlamlaşmış gürünüyor. 

Daha önceki çalışmalarda vurgulanan önemli noktaları kısaca hatırlayalım. 2010 yılındaki çalışmada Au. sediba’nın bulunduğu tabaka ağır metallerden uranyum merkezli yapılan yaşlandırma metodu ile 1.78 ile 1.95 milyon yılları arasına tarihlendirilmişti, ancak 2011 yılında çözünürlüğü daha yüksek yaş analizleri 1.977 ve 1.98 milyon yıllar arasında bir jeolojik tarihi önerdi. Malapa lokalitesinden biri yetişkin olmakla birlikte üç farklı bireye ait buluntular tanımlanmıştı. Bu buluntular yeni bir tür –Au. sediba- adı ile sunulmuş olsa da uluslararası paleoantropoloji camiası taksonomik durumuna temkinli yaklaşmıştı. Bu türün Au. africanus'un tür içi varyasyon aralığında yer alabileceği öne sürülmüştü, yani Au. africanus’un bir coğrafik varyasyonu olabilirdi. Ayrıca erkek bir bireye atfedilen Au. sediba'nın erkek mi dişi mi olduğu da tartışmalıydı. İkinci öneri ise Au. sediba’nın Homo cinsine ait bir tür olma ihtimali. Ünlü paleoantropologlardan Don Johanson bu fosilin Homo cinsinin bir üyesi olabileceği olasılığı üzerinde durulması gerektiğini açıklamıştı. Diğer bir sorun ise bu kadar türemiş özelliklere sahip ve Homo cinsine evrimsel olarak yakın olan tür ile birlikte herhangi bir taş alet kalıntısına rastlanmamış olması. Bilindiği gibi Homo cinsinin ürettiği düşünülen en eski taş aletler Doğu Afrika’da (Etiyopya’da) keşfedildi ve yaklaşık 2,6 milyon yıl öncesine tarihlendiriliyor. Homo cinsinin Güney Afrika'da mı yoksa Doğu Afrika'da mı ortaya çıktığı uzun süredir araştırmacılar arasında tartışılıyor. Güney Afrika'da çalışan araştırmacılar Au. africanus'tan türeyen bir atasal potansiyelin Homo cinsine atalık ettiğini düşünürken Doğu Afrika'da çalışanlar Au. afarensis'ten türeyen Au. garhinin Homo cinsine giden yolda olduğunu iddia ediyorlar. 

Science dergisinde yayınlanan yeni çalışmalar altı ayrı önemli makaleden oluşuyor. Bunlar dişler, çene, kol ve bacak kemikleri, omurga ve göğüs kafesine ait fosil kalıntıların ayrıntılı analizlerinden oluşmakta. Dişlere ait morfolojik analizler Au.sediba’nın Doğu Afrikalı asutralopithecus türlerinden Güney Afrikalı olan Au. africanusa evrimsel olarak daha yakın olduğunu göstermekte. Aynı zamanda bazı diş özellikleri Homo cinsi ile benzer. Berger Güney Afrikalı australopithecusların (Au. africanus ve Au. sediba) Doğu Afrikalılardan daha farklı bir grup oluşturuduğunu ve bu grubun Au. afarensisten evrimleşmediğini düşünüyor. Au. sedibaya ait çene kemiği ve kafatası üzerinde yapılan çalışmalar onun Au. africanus olmadığını kanıtlıyor ve bu anlamda taksonomik pozisyonunu sağlamlaştırıyor. Ayrıca çene kemiğinin özellikle erken Homo türlerininkine (Homo habilis, Homo rudolfensis ve Homo erectus) benzer oluşu ise onun daha türemiş bir tür olduğunu da belirginleştiriyor. 




Şekil 1. Au. sedibanın bulunan fosillerinden yola çıkılarak kurgulanan rekonstrüksiyonu (Berger, 2013).  Sol baştan,  minyon tipli bir kadın modern Homo sapiens,  ortada Au. sediba ve sağda erkek bir şempanze. Bu karşılaştırmada Au. sediba’nın vücut iskeletinin şempanzeden daha çok Homo cinsine yani insana benzediğini görebilirsiniz. Özellikle kalça kemiği, kol ve bacak kemiklerinin uzunlukları ve el anatomisi insana çok benzer. Bununla birlikte göğüs kafesi insanda silindirik iken Au. sedibada koni şeklinde daha farklı bir biçimde (Berger, 2013). 



Şekil 2. Au. sedibanın göğüs kafesi rekonstrüksiyonu (Berger, 2013). 

Kol kemikleri üzerinde yapılan analizler beklenmedik sonuçlar veriyor. Kol kemiklerinin morfolojisi ilkin yani daha çok Australopithecus özelliklerine sahip iken ki bu özellikler onun ağaç yaşamına bağımlı olduğunu gösteriyor, bununla birlikte el tarak ve parmak kemikleri ise Homo benzeri. Göğüs kafesi ve kaburga kemiklerinin morfolojisi Homo cinsinden farklı olarak daha çok kuyruksuz büyük mamyunlarınkine (şempanze ve goril) benziyor. Ayrıca omuz bölgesinin göğüs ile açısı ve üst kol kemiğinin omuzla birleşen bölgesi daha çok australopithecuslara benziyor, yani dik yürüme esnasında Homo cinsi kadar rahat hareket edemediğini düşündürüyor. 



Şekil 3. Au. sedibanın MH1 ve MH2 buluntularına ait kol, kürek ve köpürcük kemiklerine ait fosiller. MH1 buluntuları arasında dirsek kemiğinin, üst kol (pazı) kemiği ve köpürcük kemğinin bir parçası. MH2 buluntuları arasında ise dirsek kemikleri (ulna ve radius), üst kol (pazı kemiği), kürek kemiği, köpürcük kemiği ve yine bu tür kemiklere ait parçalar gösterilmiş (Berger, 2013). 

Au. sedibaya ait boyun, sırt, bel ve kuyruk sokumu omurları bu türün Homo cinsi ile aynı sayıda omurlara sahip olduğunu kanıtlıyor. Bununla birlikte  bu omurların morfolojisi Au. sedibanın Homo cinsine gore daha uzun ve mekanik olarak esnek bir bele sahip olduğunu gösteriyor. Au. sedibanın bacak kemikleri ise onun ne çeşit bir dik yürüme hareket biçimine sahip olduğuna dair çok özel bilgiler veriyor.  Topuk, ayak tarak kemikleri, diz, kalça ve bel bölgesi onun dik yürüdüğünü kanıtlıyor, ancak Homo cinsi kadar yetenekli olmadığı da aşikar. Son buluntular australopithecusların farklı dik yürüme biçimlerine sahip olduğunu öneriyor. Bu grup henüz ağaç yaşamına bağlı ancak belli süreler karada dik yürüyebiliyordu. Homo cinsi ise australopithecuslardan farklı olarak daha çok yerde yaşayan ve zorunlu dik yürüme hareketine sahipti.  Geçen yıl Etiyopya Middle Awash bölgesinde Burtele lokalitesinde keşfedilen insan atasının ayak iskeleti onun diğer Australopithecus türlerinden farklı bir dik yürüme biçimine saihp olduğunu öneriyordu. Buna göre hangi Australopithecus türünün insana yani Homo cinsine anatomik olarak yakın dik yürüme hareket biçimine sahip olduğunu anlamak için başta daha çok buluntuya ve biyomekanik çalışmalara ihtiyaç var. Araştrımacılara göre Au. sediba özellikle alt uzuvlarının anatomisi  bu türün muhtemelen Homo cinsine en yakın dik yürüme biçimine sahip.



Şekil 4. Au. sediba MH1 ve MH2 buluntularının omurga ve kuyruk sokumu kemiklerine ait fosilleri (Berger, 2013). 

Au. sediba diğer Australopithecus türleri gibi 420-435 santimetreküp arasında bir kafatası hacmine sahip. Beden boyutuna gore ise uzun kolları onun ağaç yaşamından tamamen kopmadığı gösteriyor. Ancak Homo cinsi hatta Homo erectus ile paylaştığı –diş morfolojisi, kaçla kemiği anatomisi, el morfolojisi ve kafatasında geniş alın bölgesi gibi- türemiş özellikleri onun Homo cinsine evrimsel olarak en yakın Australopithecus türü olmasını sağlıyor. Ancak bu evrimsel yakınlık onun Homo cinsinin atası olduğunu bizlere düşündürebilir mi? Hem evet hem hayır. Bu benzerliğin onun Homo cinsinin atası olduğu hipotezi dışında iki açıklaması daha olabilir. Bunlardan ilki Au. sediba’nın bu türemiş özelliklere Homo cinsi ile herhangi bir evrimsel etkileşimin dışında kendi yaşadığı çevresel koşullar içerisinde bağımsız olarak sahip olması, ki bunu homoplasik bir karakter durumu olarak adlandırabiliriz. İkinci açıklama ise Homo benzeri türemiş özelliklere sahip olan bu türün bir Australopithecus değil Homo cinsinin üyesi olma ihtimali olabilir. 



Şekil 5. Australopithecusların kronolojik ve bölgesel dağılımı. Bu şekilde sadece erken homininler ve australopithecuslar gösterildi, Homo cinsi dahil edilmedi. En erken hominin (dik yürüyen insansı) fosillerine yaklaşık olarak altı ile yedi milyon yıl arasında Kuzey ve Doğu Afrika’da rastlanıyor. 4.4 milyon yıl önce Ardipithecus ramidus türünden Australopithecus anamensis türüne evrimsle bir değişimin gerçekleştiği de genel olarak kabul görmekte. Bu dönem ilk australopithecusların ortaya çıkışını karakterize ediyor. Australopithecuslar dik yürüme, görece küçük beyin hacmi, büyük ve güçlü çene ve buna göre küçük beden büyüklükleri ile belirginler. Birçok paleoantropolog ve arkeolog australopithecusların taş alet üretebildiğini düşünüyor, ancak insan atası ve taş aletlerin aynı lokalitede birlikte bulunduğu dönem Homo cinsi ile başlıyor. Bu durum yani taş alet ve australopithecuslara ait iskelet kalıntılarının birlikte bulunmayışı elbette australopithecusların alet üretemeyeceklerini göstermiyor. Muhtemelen australopithecuslar Homo cinsi kadar pratik ve sofistike alet üretemiyorlardı, ancak basit düzeyde bir hammaddeye fonksiyonel biçim verip kullanıyor olmalıydılar. Şekilde gördüğünüz gibi özellikle üç ve bir milyon yıllar arasında Güney ve Doğu Afrika’da birden fazla tür aynı dönemde bir arada görünüyor. Bu onların bir arada yaşadıklarının kanıtı. Şekilde yer almasa da Homo cinsinin yaklaşık olarak 2.4 milyon yıl önce  ilk taş aletlerin bulunmasına paralel olarak ortaya çıkığını biliyoruz. Bu durumda australopithecuslar sadece kendi cinsinin türüleri ile değil aynı zamanda Homo cinsinin üyeleri ile de bir arada yaşıyorlardı. Bu benzer türler birbirleri ile aralarındaki yaşam savaşını minimuma indirmek için farklı beslenme biçimlerine yönelmişlerdir. Özellike robust yani iri yapılı australopithecuslar (Au. aethiopicus, Au. bosei ve Au. robustus) daha fazla sert otlarla ile beslenme uyum sağlamışlar. Bu nedenle sert otları öğütebilmek için çok büyük dişlere ve güçlü, masif çeneye sahipler. Bu özellikleri onların yüksek derecede çiğneme gücü oluşturmalarını sağlıyordu. Bu iri yapılı türlerine dişleri üzerinde yapılan microwear (mikro-aşınma) yani yedikleri yiyeceklerin dişler üzerinde bıraktığı mikro çiziklerin ve çöküklerin analizleri onların çok sert otlar ile beslendiğini gösteriyor. Diğer grup ise narin yapılı australopithecuslar; Au. afarensis, Kenyanthropus platyops, Au. bahrelghazali, Au. africanus, Au. sediba ve Au. garhi. Bu türler daha çok omnivor (hepçil) yani hem ot hem de fırsat buldukça yüksek protein barındıran hayvansal ve böcek içeren besinler ile besleniyorlardı. Homo cinsinin üyeleri (Homo habilis, Homo rudolfensis ve Homo erectus) ise bütün bu türler içerisinde yerde yetenekli bir biçimde dik yürüyerek daha uzun mesafeler hareket edebilecek bir vücut anatomisine sahipti. Bu nedenle onlara göre daha kısa sürelerde daha uzun alanı tarayıp besin bulma şansına sahipti. Ayrıca daha sofistike taş alet üretme ve kullanma yeteneğini de eklersek protein değeri yüksek besinlere ulaşmada daha başarılı olduğunu söyleleyebiliriz. Şekil Craig Stanford, John Allen ve Susan Anton’un yazdığı Biological Anthropology (2013, 3. Baskı) kitabından değiştirilerek alınmıştır (Sayfa: 316). 

Au. sediba’nın australopithecuslar ve Homo cinsi arasında evrimsel değişimde rol alan tür olduğunun iddia edilmesinden yaklaşık olarak 10 yıl önce Middle Awash (Etiyopya) lokalitesinde keşfedilen Au. garhi Tim White ve ekibi tarafından Au. afarensis ve Homo cinsi arasında ortak morfolojik özelliklere sahip olan tür olarak aday gösterilmişti. Au. garhi’nin bulunduğu tabaka yaklaşık olarak 2.5 milyon yıl öncesine tarihlendirildi. Bu tarih Au. sediba’nın bulunduğu tabakanın yaşından 0.5 milyon yıl daha yaşlı. Kronolojik olarak Homo cinsine ait en eski fosil buluntusu ise 2.4 milyon yıla tarihlendirildi. Bu fosil Chameron (Kenya) lokalitesinden biliniyor. Ayrıca Etiyopya’da ünlü Hadar lokelitesinden de 2.33 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Homo cinsine ait fosiller keşfedildi. Bu fosiller australopithecuslardan farklı olarak daha büyük beyin hacmine ve bununla birlikte dairesel bir kafatası biçimine, daha dar azı ve küçük azı dişleri ile karakterize idiler. Moleküler genetik çalışmalar insan evriminde çene ve kafatasında bulunan çiğneme kaslarının zayıflamasına neden olan ve dolayısı ile kafatasının gelişim evrelerinde daha da büyümesine olanak sağladığı düşünülen (MYH16 geninde meydana gelen) genetik değişimin yaklaşık olarak 2.5 milyon yıl once gerçekletiğini önerdiler. Bu genetik değişim tam da Au. garhinin yaşadığı, Homo cinsinin ilk ortaya çıktığı ve taş elet üretiminin başladığı döneme denk geliyor. Homo cinsinin evrimsel olarak ortaya çıkışını fosillerin morfolojik özellikleri dışında karakterize eden ikinci en önemli kanıt kültürel buluntulardır. İlk Homo türlerinin bıraktığı tek kültürel kalıntılar ise taş aletler. En eski taş alet kalıntıları 2.6 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Gona (Etiyopya) lokalitesinden biliniyor. Ayrıca Gona lokalitesinde taş aletler ile birlikte bulunan antilop kemikleri üzerinde taş alet izlerine de rastlandı. Bu izler 2.6 milyon yıl once Homo cinsinin üyelerinin taş alet kullanarak beslendiğini gösteriyor. Bununla birlikte 2.6 milyon yıl once Doğu Afrika’da taş alet üreten ve bu aletleri kullanarak beslenen atalarımızın varlığına dair bilgiye sahip iken 1.9 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Güney Afrikalı Au. sediba’nın Homo cinsine atalık ettiğini düşünmek için daha fazla kanıta gerek olduğunu düşünüyorum.

Kaynaklar
Berger. L. 2013. The Mosaic Nature of Australopithecus sediba. Sicence 340:163-164.
Science dergisinin Au. sediba’nın yeni buluntularına adanan 340. sayısında yer alan Williams et al., DeSilva et al., Irish et al., Churchill et al., Ruiter et al. ve Schmid et al. Yazarlarına ait ilgili makaleler.
Au. Sediba hakkında –Türkçe- daha detaylı bilgi için,
Kaya,F. 2011. İnsanın evrim ağacında yeni bir fosil tür; Australopithecus sediba.  Bilim ve Gelecek Sayı 92.
Kaya, F. 2012. İnsan evrimindeki önemli basamakların nedenleri: Neden dik yürüme, büyük beyin ve kılsız beden? Bilim ve Gelecek Sayı 95.

4 Ekim 2011 Salı

İnsanın evrim ağacında yeni bir fosil tür Australopithecus sediba



Bilim ve Gelecek dergisinin bu ayki sayisinda gecen ay Science dergisinde (9 Eylul 2011) yayinlanan Australopithecus sediba hakkinda kisa bir makalem yayinlandi. Ilgilenenler bu ayki Bilim ve Gelecek dergisinden yazinin geri kalan kismini okuyabilirler.
Australopithecus sediba'nin kafatasinin uc boyutlu taranmis gorunumu.



Paleoantropoloji bilimi her yeni fosil keşfiyle var oluşumuza dair öğretilen yaratılış mitlerini ve insan-merkezci ayrıcalığımızı yıkmaya devam ediyor. Yeni bir fosil haberi Science dergisinin 9 Eylül 2011 sayısında duyuruldu. Lee Berger ve ekibi Güney Afrika’da Malapa Mağarası’nda yaklaşık 2 milyon yıla tarihlendirilen Australopithecus cinsinin yeni bir türünü keşfettiler: Australopithecus sediba. “Sediba”, bölgede konuşulan Seşoto dilinde ”kaynak, pınar” anlamına gelmekte. Berger, bu keşfin bütün insan evrimi araştırmacılarını şaşırtan çok önemli değişiklikleri beraberinde getirdiğini ileri sürdü. 

Aslında Australopithecus sediba ilk kez 2010 yılında keşfedilmişti. Ancak buluntuların detaylı analizleri ve tarihlendirme çalışmalarının tamamlanması bugüne kadar sürdü. Lee Berger Johannesburg’da (Güney Afrika) Witwatersrand Üniversitesi’nde paleoantropolog olarak çalışıyor. Bu üniversite aynı zamanda 1924 yılında Australopithecus cinsine ait ilk fosil keşfi yapan (Australopithecus africanus, popüler adı ile Taung çocuğu) Raymond Dart’ın da zamanında çalışmış olduğu üniversite. Raymond Dart, Malapa Mağarası’na çok yakın olan Sterkfontein ve Swartkrans mağaralarında kazı çalışmaları yapmıştı. Berger fosil buluntuların en değerli yanının, ilkokul çocuklarından politikacılara kadar yani toplumun her kesiminden insanlara onların kökeni ve evrimi hakkında bilgi verebilme şansı olduğunu belirtiyor. Bu noktanın vurgulanması önemli. Günümüzde insanoğlu kendi yarattığı geleceğe güvensizlik duygusunun en yüksek seviyede olduğu tüketim, risk ve korku toplumu içerisinde yaşıyor. Bu sorunun temelinde eşitsizlik üzerine kurulu ekonomik nedenler yatsa da diğer bir önemli olgu da hayatımızda gerçek ihtiyaçların sahteleri ile yer değiştirerek doğa ile aramızdaki var oluşsal bağların bilinçli bir biçimde koparılmasıdır. Umarım atalarımızın fosilleri bizlere bundan milyon yıllar önce hayvanlar kadar basit ve doğa ile barışık bir hayat sürdüğümüzü anımsatır. Böylece belki fosiller doğa ile aramızdaki organik ve duygusal bağın onarılmasında bir rol oynayabilirler.

İnsan evriminde üç önemli basamak ve aralarındaki evrimsel ilişkiler

 
Berger’in bu keşif hakkındaki en büyük iddiası Australopithecuslar ve Homo cinsi arasındaki halkayı oluşturması. Bu keşfin önemine değinmeden önce bu özel bilgilerin beynimizde bütünsel bir resim oluşturması için kısa bir insan evrimi bilgisi gerekebilir. İnsan evriminde önemli basamaklar temel olarak üç kısma ayrılabilir. Bunlardan ilk grup dik yürümeye başlayan erken insansılar (hominidler), ikinci grup dik yürümede yetenekli, çoğunlukla karasal yaşam süren, beyin büyüklüğünde artışın başladığı, sosyal ilişkilerin kuvvetlendiği, muhtemelen aletlerin biçim verilmeden kullanıldığı Australopithecuslar ve son grup ise alet üreten, beyni hayli büyümüş ve gelişmiş, sosyal ilişkileri çeşitlenmiş, konuşmanın başladığı, ateşin keşfedildiği yani morfolojik olarak günümüze dair birçok özelliğin ve yeteneğin kazanıldığı Homo cinsi. İnsan evriminde zaman önemli bir değişken, bu nedenle grupların hangi zaman aralığında ve nerede yaşadıklarını da bilmekte fayda var. Erken insansılar yaklaşık olarak 7-4,2 milyon yılları arasında sadece Afrika’da, Australopithecuslar 4,2-1,2 milyon yılları arasında yine sadece Afrika’da ve Homo cinsi ise 2,4 milyon yıl - günümüz arasında bütün dünyada yaşadılar. Paleoantropologlar bu üç grup arasındaki evrimsel ilişkilerin nerede ve nasıl gerçekleştiğini uzun süredir araştırıyorlar.
Erken insansılar ile Australopithecuslar arasındaki evrimsel bağın daha önce Tim White’ın çalışmaları ile aydınlatıldığı düşünülüyor. Etiyopya’da Afar bölgesinde araştırmalarını sürdüren Tim White Australopithecusların bir erken insansı olan Ardipithecus ramidus türünden evrimleştiğini ileri sürmüştü. Buna göre 4,4 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Ardipithecus ramidus, 4,2 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Australopithecus anamensis’in atası olmalı. Birçok biyo-morfolojik özellik ve ayrıca iki türün aynı bölgede ve çok yakın zaman dilimlerinde yaşamış olması atasal (...)


Yazinin geri kalani Bilim ve Gelecek dergisinde :). 

Ferhat Kaya Paleontolog / Helsinki Üniversitesi Yerbilimleri ve Coğrafya Bölumu

9 Nisan 2010 Cuma

Yeni Bir İnsan Atası türü, Australopithecus sediba

Australopithecus sediba



Paleoantropoloji için ilginç ve biraz da soru işaretli bir makale 9 Nisan Sicence dergisinde yayınlandı.  Bu makale daha önceden spekülatif haberler ile duyduğumuz Lee Berger (solda) ve meslektaşları tarafından yazıldı. Hatırladığınız gibi Lee Berger, Güney Afrika Witwatersrand Univeristesinde çalışıyor, bu üniversite aynı zamanda paleoantropoloji tarihinde önemli bir isim olan Raymand Dart'ın da çalışıtğı universite. National Geographic News için de çalışan Lee Berger 2008 yılında PloSOne dergisinde "Small-Bodied Humans from Palau, Micronesia" başlığı altında Endonezya yakınlarında Micronesia adasında Homo floresiensis benzeri bir türe ait fosiller keşfetmişti. Berger'in çalışması Nature dergisinin raportörü Rex Dalton tarafından eleştirildi ve "Archaeology: Bones, isles and videotape" başlığı ile Nature dergisinde yayınladı. Bu çalışmada Dalton, bilimsel bir keşfin National Geographic Society gibi koloniyal popüler magazin mantığı ile çalışan bir derginin sponsorluğunun beraberinde Berger gibi "Indiana Jones" havasında bir araştırmacı tarafından nasıl popüler magazin şovu ve bilim arasında kaldığına dikkat çekiyordu. Böylece bilimsel bir çalışmanın nerde ve nasıl yayınlandığı değil nasıl gerçekleştiridiğinin de önemi bir kaz daha ortaya çıkmış oldu. Kısaca Lee berger maalesef paleoantropoloji camiasında magazin şovu yaptığı için referansı lekeli bir isim, bu bilimin otoriteleri tarafından pek dikkate alınmıyor. Ancak bir bilim şovmeni Sicence dergisinin bugünkü sayısında Güney Afrika'dan yeni bir australopithecus türüne ait keşfini duyurdu. Bakalım keşif neymiş :),
Güney Afrika'da Malapa Mağarası'ndan bulunan bu tür insan evirminde önemli rol oynamış bir cinse ait; Australopithecus. Bu cins ilk olarak 1924 yılından Raymond Dart tarafından yine Güney Afrika'da bir mağarada keşfedildi. Ancak bulunan bu ilk fosil Australopithecus africanus olarak isimlendirildi. 1924 yılından günümüze kadar Au. africanus başta olmak üzere farklı jeolojik yaşlara ait Au. afarensis, Au. anamensis, Au. boiesi, Au. robustus, Au. bahrelghazali, Au. garhi, Au. aethiopicus, Au. rhodoisensis gibi birçok tür keşfedildi ve isimlendirildi. Şimdi bütün bunlara Berger tarafından "YENİ BİR TÜR" daha eklendi. Bu bilim ile yakından ilgilenenler "yeni tür" kavramına yabancı değillerdir. Çoğunlukla araştırmacılar buldukları keşfin yeni bir tür olmasını isterler, ancak John Hawks'a göre de bu yeni tür bir spekülasyon değil. Bu keşfin yeni bir tür olarak sunulması çok tartışma yaratmasa da Berger tarafından Homo cinsinin atası olabileceğinin vugulanması bu çalışmaya şüpheli bir gözle bakmayı gerekli kılıyor.
Buluntunu keşfedildiği tabaka 1,95-1,78 milyon yıllar arasına atfedilmiş. Bildiğiniz gibi bilinen en eski Homo cinsi olan Homo habilisi ve taksonomik olarak tartışmalı olan Homo (Au.?) rhodosiensis neredeyse 2,4 milyon yıla tarihlendiriliyor. Yani Berger'in keşfenin Homo cinsinin atası olma olasılığı kronolojik olarak şüphe yaratıyor. Hawks'ın kendi bloğunda dikkat çektiği bir nokta ise fosilin bulunduğu tabakanın ve mağaranın sedimantolojik yapısı. Bu tabakalar mağraya bir su baskını sonucu oluşmuşlar ve normal magenitk polaritelere sahipler. Bu kron aslında Olduvai  lokalitesinin subkronları ile uyumluluk gösteriyor. Bununla birlikte aynı tabakada eşlik eden faunada bulunan kılış dişli kaplan Magantereon bütün Afirka'da en son 1,5 milyon yıl önce yok oluyor, soyu tükeniyor. Bu bize Au. sediba'nın Turkana havzasından bildiğimiz KNM-ER 1470 ve Olduvai Gorge lokalitesinden bilinen OH 24 fosili ile aynı dönemde var olduğuna işaret ediyor.
Hawks bu yeni keşfin aslında Au. africanus'a ait oalbileceğini, bu türün tür içi varyasyon aralığı içerisinde yer alabileceğini öne sürüyor. Yani Au.'nun yeni bir türü olarak sunmaktansa bir Au. africanus keşfi olarak sunmak da mümkün görünüyor. Ayrıca erkek bir bireye atfedilen Au. sediba'nın erkek mi dişi mi olduğu da tartışmalı çünkü australopithecusların diğer erkek ve dişi bireylerininin seksüel boyut farklılıklarının varyasyon oranalrı içerisinde kalıyor, bu nedenle salt boyuta ve bazı temel morfolojik özelliklere bakılarak cinsiyet belirlemesi şüpheleri kaçınılmaz kılıyor.
Acaba Au. sediba bir Homo türü olabilir mi?  Au. sediba'nın (420ml) beyin hacmi Homo cinsinin üyelerine göre küçük değerlerde, ancak Homo florisensis ile karşılaştırdığımızda (420ml) aynı ölçülere ulaşıyoruz. O zaman beyin hcaminin insan evriminde türlerin diyagnostik farklılıklarını belirlerken gerçekten bir ayıraç olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor. Elbette Homo florsiensis'ın en eski 1 milyon yıla kadar indiğini ancak Au. sediba'nın 1.95-1,78 milyon yıllar arasında tarihlendirildiğini de unutmamak lazım, kronolojik bir fark var. Ünlü paaleoantropologlardan Don Johanson bu fosilin Homo cinsinin bir üyesi olabileceğini öneriyor. Ancak Au. sediba Homo cinsinin üyelerinden farklı olarak daha protognat bir yüze sahip ve Homo cinsi gibi parabolic bir dental arka sahip değil.
Diğer bir sorun ise bu kadar türemiş özelliklere sahip ve Homo cinsine evrimsel olarak yakın olan türün taş alet kültürü hakkında bilgi verilmemesi. Bilindiği gibi Homo cinsinin ürettiği düşünülen en eski alet üretimi yaklaşık 2,6 milyon yıl öncesine tarihlendiriliyor.
Haklı olarak Hawks kendi blogunda yayını okurken farkettiği önemli bir noktayı dikkat çekiyor. Yayında fotoğrafı bulunan ancak tanımlanmayan bir distal phalanx yani parmak kemiği var. Bu parmak kemiği aslında Homo ve Australopithecus arasındaki morfolojik farklılıklarda rol oynayacak önemli bir kalıntı. Büyük parmak uçları alet üretimine adaptasyon ile ilgisi olduğu genel olarak kabul ediliyor. Fotoğraftan parmak ucunun özellikleri pek anlaşılmıyor ancak Au. benzeri dar bir yüzeye mi yoksa Homo gibi daha geniş bir yüzeye mi sahip olduğu önemli.
Diğer bir özellikl ise kol ve bacak uzunluğu oranları. Buna göre Malapa örneği Au. ve Homo arasında bir değer taşıyor gibi. Au. sediba, Homo benzeri küçük dişler, daha yüksek burun, gelişmiş kalça kemiği, uzun bacaklar gibi mdoern özelliklere sahip iken uzun kollar ve küçük beyin kapasitesi gibi ilkin özelliklere de sahip.
Homo cinsinin Güney Afirka'da mı yoksa Doğu Afrika'da mı ortaya çıktığı uzun süredir araştırmacılar arasında tartışılıyor. Güney Afrika'da çalışan araştırmacılar Au. africanus'tan türeyen bir atasal potansiyelin Homo cinsine atalık ettiğini düşünürken Doğu Afrika'da çalışanlar Au. afarensis'ten türeyen Au. garhinin Homo cinsine giden yolda olduğunu iddia ediyorlar. Yeni bulunutlar ise bizi şaşırtmaya devam ediyor. 

Daha fazla bilgi için,


    Berger, L., de Ruiter, D., Churchill, S., Schmid, P., Carlson, K., Dirks, P., & Kibii, J. (2010). Australopithecus sediba: A New Species of Homo-Like Australopith from South Africa Science, 328 (5975), 195-204 DOI: 10.1126/science.1184944
    Dirks, P., Kibii, J., Kuhn, B., Steininger, C., Churchill, S., Kramers, J., Pickering, R., Farber, D., Meriaux, A., Herries, A., King, G., & Berger, L. (2010). Geological Setting and Age of Australopithecus sediba from Southern Africa Science, 328 (5975), 205-208 DOI: 10.1126/science.1184950