Australopithecus afarensis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Australopithecus afarensis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2010 Çarşamba

İnsan Evriminde En EskiTaş Alet Üretimi 3.39 Milyon Yıl Öncesine Tarihlendirildi!

İnsanın ilk kullandığı teknoloji taş alet teknolojisidir denilebilir. Bugün şempanzelere benzer bir biçimde ilk atalarımız çeşitli besinleri yiyebilmek kimi zaman da tehlikeli canlılardan korunabilmek  için taş, odun ve kemik aletler kullandılar. Belli bir döneme kadar bu tür aletleri olduğu gibi kullanırlar iken  bu aletleri daha fonksiyonel bir birçimde kullanabilmek için biçimlendirdiler. Böylece avlanabimlek için daha keskin, sivri ve kullanışlı aletler ürettiler. Bu teknoloji farklı coğrafik alanlarda ve farklı dönemlerde çeşitlilik gösteriyor, atalarımız kimi zaman el baltası adı verilen aletler kullanırlarken kimi zaman da camsı volkanik taşları çok detaylı bir işçilik ile biçimlendirerek jilet keskinliğinde aletler ürettiler. Günümüzde birçok pastoral grup halen taş alet kullanmaktadır.

Bugüne kadar taş alet kullanımına ait en eski kayıt 2.5-2.6 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Gona (Awash-Etiyopya) lokalitesinden keşfedilmişti. Bununla birlikte Bouri (Awash-Etiyopya) lokalitesinden 2.5 milyon yıl öncesine tarihlendirilen Australopithecus garhi ile aynı seviyedeki tabakada bulunan antilop kemiklerindeki kesik izleri de taş alet kullanıldığını gösteriyordu (üstte). Ancak bu taş aletlerin Australopithecuslar mı yoksa Homo cinsinin üyeleri tarafından kullanıldığı tartışmalı idi. Zeresenay ve diğerleri daha önceden bildiğimiz Australopithecus afarensis türüne ait olan Dikika bebeğinin bulunduğu lokaliteye yakın tabakalarda üzerinde kesik izleri olan bazı antilop kemikleri keşfettiler. Bu kesik izlerinin bir taş alet tarafından yapıldığı ileri sürdüler ve buluntu veren tabakayı Argon-Argon kimyasal tarihlendirmesine göre 3.39 milyon yıl öncesine tarihlendirdiler. Buna göre en eski taş alet kullanımı 2.6 milyon yıldan 3.39 milyon yıla yaklaşık 800.000 yıl gerilemiş oluyor. Ayrıca bu döneme ait herhangi bir Homo cinsinin fosil buluntusu kayıtlarda olmadığı için büyük olasılık ile Australopithecus afarensisin taş alet kullandığı kabul ediliyor.Bununla birlikte aynı bölgede çalışan diğer grup Tim white Giday WoldeGabriel, Berhane Aswaf ve Paul Rene kesik izi taşıytan buluntuların tarihlendirilmesinin hatalı ve kesik izlerinin timsah gibi bir etçil tarafından yapılımış olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyorlar.

Daha detaylı bilgi için:
Nature 466, 857-860 (12 August 2010) | doi:10.1038/nature09248

9 Nisan 2010 Cuma

Yeni Bir İnsan Atası türü, Australopithecus sediba

Australopithecus sediba



Paleoantropoloji için ilginç ve biraz da soru işaretli bir makale 9 Nisan Sicence dergisinde yayınlandı.  Bu makale daha önceden spekülatif haberler ile duyduğumuz Lee Berger (solda) ve meslektaşları tarafından yazıldı. Hatırladığınız gibi Lee Berger, Güney Afrika Witwatersrand Univeristesinde çalışıyor, bu üniversite aynı zamanda paleoantropoloji tarihinde önemli bir isim olan Raymand Dart'ın da çalışıtğı universite. National Geographic News için de çalışan Lee Berger 2008 yılında PloSOne dergisinde "Small-Bodied Humans from Palau, Micronesia" başlığı altında Endonezya yakınlarında Micronesia adasında Homo floresiensis benzeri bir türe ait fosiller keşfetmişti. Berger'in çalışması Nature dergisinin raportörü Rex Dalton tarafından eleştirildi ve "Archaeology: Bones, isles and videotape" başlığı ile Nature dergisinde yayınladı. Bu çalışmada Dalton, bilimsel bir keşfin National Geographic Society gibi koloniyal popüler magazin mantığı ile çalışan bir derginin sponsorluğunun beraberinde Berger gibi "Indiana Jones" havasında bir araştırmacı tarafından nasıl popüler magazin şovu ve bilim arasında kaldığına dikkat çekiyordu. Böylece bilimsel bir çalışmanın nerde ve nasıl yayınlandığı değil nasıl gerçekleştiridiğinin de önemi bir kaz daha ortaya çıkmış oldu. Kısaca Lee berger maalesef paleoantropoloji camiasında magazin şovu yaptığı için referansı lekeli bir isim, bu bilimin otoriteleri tarafından pek dikkate alınmıyor. Ancak bir bilim şovmeni Sicence dergisinin bugünkü sayısında Güney Afrika'dan yeni bir australopithecus türüne ait keşfini duyurdu. Bakalım keşif neymiş :),
Güney Afrika'da Malapa Mağarası'ndan bulunan bu tür insan evirminde önemli rol oynamış bir cinse ait; Australopithecus. Bu cins ilk olarak 1924 yılından Raymond Dart tarafından yine Güney Afrika'da bir mağarada keşfedildi. Ancak bulunan bu ilk fosil Australopithecus africanus olarak isimlendirildi. 1924 yılından günümüze kadar Au. africanus başta olmak üzere farklı jeolojik yaşlara ait Au. afarensis, Au. anamensis, Au. boiesi, Au. robustus, Au. bahrelghazali, Au. garhi, Au. aethiopicus, Au. rhodoisensis gibi birçok tür keşfedildi ve isimlendirildi. Şimdi bütün bunlara Berger tarafından "YENİ BİR TÜR" daha eklendi. Bu bilim ile yakından ilgilenenler "yeni tür" kavramına yabancı değillerdir. Çoğunlukla araştırmacılar buldukları keşfin yeni bir tür olmasını isterler, ancak John Hawks'a göre de bu yeni tür bir spekülasyon değil. Bu keşfin yeni bir tür olarak sunulması çok tartışma yaratmasa da Berger tarafından Homo cinsinin atası olabileceğinin vugulanması bu çalışmaya şüpheli bir gözle bakmayı gerekli kılıyor.
Buluntunu keşfedildiği tabaka 1,95-1,78 milyon yıllar arasına atfedilmiş. Bildiğiniz gibi bilinen en eski Homo cinsi olan Homo habilisi ve taksonomik olarak tartışmalı olan Homo (Au.?) rhodosiensis neredeyse 2,4 milyon yıla tarihlendiriliyor. Yani Berger'in keşfenin Homo cinsinin atası olma olasılığı kronolojik olarak şüphe yaratıyor. Hawks'ın kendi bloğunda dikkat çektiği bir nokta ise fosilin bulunduğu tabakanın ve mağaranın sedimantolojik yapısı. Bu tabakalar mağraya bir su baskını sonucu oluşmuşlar ve normal magenitk polaritelere sahipler. Bu kron aslında Olduvai  lokalitesinin subkronları ile uyumluluk gösteriyor. Bununla birlikte aynı tabakada eşlik eden faunada bulunan kılış dişli kaplan Magantereon bütün Afirka'da en son 1,5 milyon yıl önce yok oluyor, soyu tükeniyor. Bu bize Au. sediba'nın Turkana havzasından bildiğimiz KNM-ER 1470 ve Olduvai Gorge lokalitesinden bilinen OH 24 fosili ile aynı dönemde var olduğuna işaret ediyor.
Hawks bu yeni keşfin aslında Au. africanus'a ait oalbileceğini, bu türün tür içi varyasyon aralığı içerisinde yer alabileceğini öne sürüyor. Yani Au.'nun yeni bir türü olarak sunmaktansa bir Au. africanus keşfi olarak sunmak da mümkün görünüyor. Ayrıca erkek bir bireye atfedilen Au. sediba'nın erkek mi dişi mi olduğu da tartışmalı çünkü australopithecusların diğer erkek ve dişi bireylerininin seksüel boyut farklılıklarının varyasyon oranalrı içerisinde kalıyor, bu nedenle salt boyuta ve bazı temel morfolojik özelliklere bakılarak cinsiyet belirlemesi şüpheleri kaçınılmaz kılıyor.
Acaba Au. sediba bir Homo türü olabilir mi?  Au. sediba'nın (420ml) beyin hacmi Homo cinsinin üyelerine göre küçük değerlerde, ancak Homo florisensis ile karşılaştırdığımızda (420ml) aynı ölçülere ulaşıyoruz. O zaman beyin hcaminin insan evriminde türlerin diyagnostik farklılıklarını belirlerken gerçekten bir ayıraç olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor. Elbette Homo florsiensis'ın en eski 1 milyon yıla kadar indiğini ancak Au. sediba'nın 1.95-1,78 milyon yıllar arasında tarihlendirildiğini de unutmamak lazım, kronolojik bir fark var. Ünlü paaleoantropologlardan Don Johanson bu fosilin Homo cinsinin bir üyesi olabileceğini öneriyor. Ancak Au. sediba Homo cinsinin üyelerinden farklı olarak daha protognat bir yüze sahip ve Homo cinsi gibi parabolic bir dental arka sahip değil.
Diğer bir sorun ise bu kadar türemiş özelliklere sahip ve Homo cinsine evrimsel olarak yakın olan türün taş alet kültürü hakkında bilgi verilmemesi. Bilindiği gibi Homo cinsinin ürettiği düşünülen en eski alet üretimi yaklaşık 2,6 milyon yıl öncesine tarihlendiriliyor.
Haklı olarak Hawks kendi blogunda yayını okurken farkettiği önemli bir noktayı dikkat çekiyor. Yayında fotoğrafı bulunan ancak tanımlanmayan bir distal phalanx yani parmak kemiği var. Bu parmak kemiği aslında Homo ve Australopithecus arasındaki morfolojik farklılıklarda rol oynayacak önemli bir kalıntı. Büyük parmak uçları alet üretimine adaptasyon ile ilgisi olduğu genel olarak kabul ediliyor. Fotoğraftan parmak ucunun özellikleri pek anlaşılmıyor ancak Au. benzeri dar bir yüzeye mi yoksa Homo gibi daha geniş bir yüzeye mi sahip olduğu önemli.
Diğer bir özellikl ise kol ve bacak uzunluğu oranları. Buna göre Malapa örneği Au. ve Homo arasında bir değer taşıyor gibi. Au. sediba, Homo benzeri küçük dişler, daha yüksek burun, gelişmiş kalça kemiği, uzun bacaklar gibi mdoern özelliklere sahip iken uzun kollar ve küçük beyin kapasitesi gibi ilkin özelliklere de sahip.
Homo cinsinin Güney Afirka'da mı yoksa Doğu Afrika'da mı ortaya çıktığı uzun süredir araştırmacılar arasında tartışılıyor. Güney Afrika'da çalışan araştırmacılar Au. africanus'tan türeyen bir atasal potansiyelin Homo cinsine atalık ettiğini düşünürken Doğu Afrika'da çalışanlar Au. afarensis'ten türeyen Au. garhinin Homo cinsine giden yolda olduğunu iddia ediyorlar. Yeni bulunutlar ise bizi şaşırtmaya devam ediyor. 

Daha fazla bilgi için,


    Berger, L., de Ruiter, D., Churchill, S., Schmid, P., Carlson, K., Dirks, P., & Kibii, J. (2010). Australopithecus sediba: A New Species of Homo-Like Australopith from South Africa Science, 328 (5975), 195-204 DOI: 10.1126/science.1184944
    Dirks, P., Kibii, J., Kuhn, B., Steininger, C., Churchill, S., Kramers, J., Pickering, R., Farber, D., Meriaux, A., Herries, A., King, G., & Berger, L. (2010). Geological Setting and Age of Australopithecus sediba from Southern Africa Science, 328 (5975), 205-208 DOI: 10.1126/science.1184950

25 Ağustos 2009 Salı

FOSILLER KIMLER ICIN: BILIM INSALARI MI YOKSA HALK MI?

Sanirim 2006 senesiydi, California Berkeley Integrative Biology bolumunden Dr. Tim White ile birlikte Ethiopia National History Museum Middle Awash Human Evolution laboratuarinda calisirken Ethiopia Kultur ve Turizm Bakanligindan bir haber geldi. Habere gore, bir grup Amerikali gazeteci ve arastirmaci Etiyopya hukumeti ile anlasmis ve hepimizin bildigi Lucy yani Australopithecus afarensis'in orjinal fosilini Amerika'ya gorutup cesitli muzelerede sergilemek istiyorlardi. Bunun icin Ethiopia hukumetine tonlarca dolar odemisler. Buna ihtiyaci olan Ethiopia hukumeti de kabul etmis. Tim White'in o vakit kuplere bindigi hatirliyorum. Bu fosilin cok onemli oldugunu ve henuz bilimsel calsimalarin tam anlami ile bitmedigini ve bu seeruvene cikmasinin cok riskli odlugunu soyluyordu.
2007 yilinda Lucy Amerika seferine cikti. Cok gecmedi Scientific American dergisinin son sayisinda Lucy'nin bu seruveni ile ilgili bir makale yayinlandi. Scientifi American dergisinin editorlerince hazirlanan bu yazida gecen Haziran ayinda Lucy'nin Amerika seruvenine devam ettigini ve New York'u ziyaret ettigini belirtiyor. 3.2 milyon yasindaki bu gezgin binlerce ziyaretciyi muzelere cekmeyi basarmis ve insan evrimi hakkinda buyuk bir ilgi uyandirmis. 2007 yilindan beridir ugradigi her yerde buyuk ilgi patlamasi olmus.
Bu yolculuga cikmadan once Lucy Etiyopya Kultur ve Turizm Bakanligi gizli fosil deposunun disine cikmamisti. Bir defa ben ve Dr. Tim White, Ardipithecus ramidus fosilinin rekonstruksiyonunu yapmak icin bu gizli depoya girdigimizde, Dr. White bana Lucy'nin orjinal fosillerini gostermisti. Hayatimin en onemli anlarindan biriydi. Lucy'nin (Au. afarensis) fosillerine dokunmus ve yillar boyu derslerde, dergilerde ve magazinlerde hakkinda haber okudugumuz bu atamizla bulusma imkani yasamistim.
Evet, 3.2 milyon yil once dogan bu yasli atamiz korundugu depodan 2007 yilinda cikmis ve Amerika seferine baslamisti. Kimi arastirmacilara gore insan evrimi ve paleoanthropoloji ile ilgilenen bireyler ya da toplumun diger ogeleri icin bu inanilmaz bir firsatti. Kimileri butun insanlarin kendi atasini gorme hakki oldugunu ve bu fosilin mumkun oldugu kadar dunyanin farkli bolgelerinde sergilenmesi gerektigine inaniyor. Ancak bu tartisma daha farkilasti ve gazeteciler ve magazinciler tarafindan bilim insanlarina yonelik bir savunmaya donustu. Magazinciler ve gazeteciler bilim insanlarin cok ketum oldugunu ve ozellikle fosiller ile ilgili olan bilgileri korumak ve saklamakla sucluyorlar. Bilim insanlari ise fosillerin bilimin materyalleri oldugunu ve ozenle korunmasi gerektigini, bilimsel calismasi henuz sona ermemis Lucy gibi onemli fosillerin buyuk risk barindiran bu tur yolculuklara cikmamasi gerektigini savunuyorlar.  Cunku herhangi bir zararin geri onarimi imkansiz.
Lucy'e benzer bir sorun ise Lucy'den daha yasli olan ve sempanze ile ortak ata formuna cok benzer ozellikler tasiyan 4.4 milyon yillik Ardipithecus ramidus'u kesfeden Dr. Tim White'i cevrelemis durumda. 15 yilin ardindan birkac ay once Aridipithecus ramidus'un monografini yayinlayan Tim White, orjinal fosillere ulasmanin cok sinirli oldugunu ve bilimsel korunma kosullari altinda korunmasi gerektigini, bu gibi onemli fosillerin orjinal parcalarinin sergilenmesinin risk tasidigini yineledi.
Buna ragmen gazeteciler ve kimi magazinciler, bilim insanlarinin calismalarini bitirmelerinin goreceli oldugunu ve kimi calismalarin cok uzun surdugunu ileri surerek bazi olasi kosullarda bu orjinal fosillerin ozellikle insan evirmi ile ilgili olanlarin bu konuda duyarlilik yaratmak amaci ile sergilenmelerinde bir sakinca olmamasi gerektigini savundular. Ayrica, fosili kesfeden arastirmacilar kesfettikleri fosili uzun yillar sadece kendi tekellerinde tutarak salt kendi calismalarinda kullanmaktadirlar, gazeteciler ve diger arastirmacilar bu fosillerin diger arastirmacilara da acilmasi gerektigini ve bilimsel calismalar yapilabilmesi icin ulasilabilir kilinmasi gerektigini vurguluyorlar.
Aslunda Lucy'nin Etiyopya disinda sergilenmesi ile baslayan tartisma, bilim insanlair arasinda fosillerin ve bilimsel verilerin gizli tutulmasini, yani veri paylasimini iceren bir tartismaya evrildi. Bu noktada bu tartismdan payi daha cok Dr. Tim White gibi buyuk proje sahipleri aliyor. Olusan bu paradigmaya gore, materyal ve veri paylasimi noktasinda belli bir standartin olusuturulmasi gerekiyor.
Kaldi ki, editorler bu tur arastirmalara ayrilan fonun halkin odedigi vergilerden alindigi ileri suruyor, ve ozellikle insan olmaktan kaynakli, kesfedilen insan atalarini butun insanligin gorme hakki oldugu da onemli bir nokta. Ozellikle insan evrimi konusunda halkin daha da duyarli hale getirilmesi ve bilinclendirilmesi gerekiyor. Bu noktada Lucy ve Ardipithecus ramidus gibi onemli fosillerin sergilenmesi de kuskusuz buyuk bir etki yaratir.


Daha detayli bilgi icin: http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=fossils-for-all